HAMAS’ın elinde kaç esir var?

Dünya İsrail seçimlerini konuşuyor ancak İsrail’in asıl imtihanı seçimlerden sonra başlayacak. Çünkü Filistin meselesiyle ilgili oyalama siyasetini sürdüren İsrail, geçtiğimiz yılın Temmuz – Ağustos ayları arasında HAMAS’a karşı giriştiği savaşta ciddi bir manevi kayba uğradı. Tümüyle ‘askeri güvenlik politikaları’ üzerine kurguladığı bir devlet yapısıyla, dünyanın dört yanından Filistin’e getirilen Yahudi yerleşimcilerde oluşturulan‘güvenlik algısı’, HAMAS’ın askeri kanadı İzzeddin el Kassam Tugayları tarafından ciddi şekilde tahrip edildi ve Gilad Şalit’ten sonra Şaul Aaron Filistin’deki Yahudi yerleşimcilere işgalin maliyetini sürekli hatırlatacak yeni bir figür haline geldi. İsrail toplumu, 1948’den beri giriştiği onlarca savaştan sonra artık kendisini güvende sanıyordu ancak son savaştan sonra Filistinliler yaşadığı süreçte tam bir güvenlik içerisinde olamayacaklarını açık bir şekilde anlamış oldular: Filistin’de işgal sürdükçe Filistinliler gibi Yahudi işgalciler de ölecek, öldürülecek ve esir düşecekler.

1948 yılından bu yana Araplarla girdiği bütün savaşlardan ciddi bir özgüvenle çıkan İsrail Ordusu (IDF) 2009 – 2012 ve 2014 yılındaki savaşlarda ciddi bir özgüven kaybına uğradı çünkü İsrail’in 7 Temmuz 2014 sabahı’Koruyucu Hat Harekatı’nı başlatırken ilan ettiği amaç ‘HAMAS’ı tamamen yok edip askeri kapasitesini İsrail’e zarar veremeyecek düzeye getirmek’ti. 2012 yılında karadan Gazze’ye girmeyen İsrail Ordusu, Tel Aviv’e düşen M – 75 roketlerinin ardından savaşı durdurma ihtiyacı hissetmişti çünkü HAMAS’ın askeri kapasitesinde öngöremediği bazı değişiklikler söz konusuydu. Yeni sorunlar yeni bir bakış açısı gerektiriyordu ki İsrail’in’yeni bakış açısı’ hava savunma sistemini teknolojik olarak yenilemek üzerine kuruluydu. 2000 – 2001 yılları arasında Güney Lübnan’dan çekilirken, “İsrail Ordusu’nun teknolojik kapasitesi artık Güney Lübnan’ı kontrol etmek için bölgede asker bulundurmasını gerektirmiyor” şeklinde bir gerekçe sunarak toplumu ikna etmeye çalışan İsrail işgal ordusu, 2005 yılında Gazze’den çekilirken aşağı yukarı aynı gerekçeleri kullandı. Ancak daha sonra yaşanan süreç, bu teknolojik gelişmelerin Filistin direnişini durduramadığını aksine İsrail’in geliştirdiği bütün savunma sistemlerine karşı Kassam Tugayları’nın da yeni roketler ürettiğini gösterdi. Bir anlamda, Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki silah üretme mücadelesinin mini örneğini sergilemeye başlayan bu mücadele, geçtiğimiz savaşta iyice ilginç bir hal aldı. R – 160 (Rantissi – 160) roketlerini üreten Kassam Tugayları artık Hayfa’yı bile vurmaktan bahsediyordu.

Mısır darbesinin sağladığı psikolojik üstünlüğe, Filistin İhvanı HAMAS’tan nefret eden Sisi’nin Refah kapısını kapatması da eklenince İsrail için Gazze’ye girmek 2012’ye göre oldukça kolay görünüyordu. Nihayetinde kapıları sonuna kadar açan meşru Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi artık cezaevindeydi ve mutlak müttefik Abdulfettah Sisi artık Mısır’ın tek hakimiydi. Nitekim 7 Temmuz sabahı havadan başlayan harekat, süreç içerisinde deniz ve kara güçlerinin de dahil olmasıyla ciddi bir askeri çeşitlilik kazandı. Denizden sürekli HAMAS’a ait olduğunu öne sürdüğü sivil bölgeleri vuran İsrail Ordusu, karadan da Gazze’yi üçe bölerek Kassam Tugayları’nın Kuzey – Güney hattında uzanan gayrinizami savunma hattını yok etmeyi amaçlıyordu.

Han Yunus, Gazze’nin merkezi ve Beyt Hanun arasındaki bütün bağlantıyı yok etmek isteyen İsrail komandoları, İsrail topçusunun ve hava kuvvetlerinin desteğiyle Tuffah, Han Yunus, Şucaiyye, Beyt Hanun, Beyt Lahya ve Megazi bölgelerine yönelik bir hamle başlattığında savaşın soğuk yanıyla yüzleştiler. Yakın çatışmalarda hava gücünün ya da topçu birliklerin bir fonksiyonu kalmıyordu ve karşılarında bölgeyi iyi bilen, üstelik kentin altını bir örümcek ağı gibi dolaşan tünellerle doldurmuş bir güç vardı. Direniş hattının merkezini oluşturan tünellerin boyutunu iyi hesap edemeyen ve ileri harekatı abartan Golani Birlikleri, Kassam Tugayları tarafından hazırlanan bir pusuya düştü ve sadece birkaç dakika içerisinde Albay Raslan Alyan ile birlikte 8 komando öldürüldü. Pusunun ardından İsrail Hava Kuvvetleri hava saldırılarını ölçüsüz bir şekilde arttırdı. İddialara göre Komandolar, cesetleri almak için çatışma bölgesine giremiyordu ve Hava Kuvvetleri bölgede ne var ne yoksa imha ederek onlara yol açma derdindeydi.

Psikolojik savaşta ciddi mevziler kaybeden İsrail’in kayıpları bununla sınırlı olmadı. Şucaiyye’de defalarca kez pusuya düşen İsrail komandoları, doğrudan kentin merkezine yönelik bir hamle yapmak için denizden Gazze merkeze çıkmak istediklerinde de hiç beklemedikleri bir direnişle karşılaştılar ve çatışmaların genelinde,’soğukkanlı savaşçılar’ olduğu öne sürülen komandolar, tam olarak hangi hattan ateş altına alındıklarını hesaplayamıyorlardı. İsrail Ordusu’nun karadaki paniği arttıkça yaptığı hatalar da arttı. Özellikle Gazze merkezine odaklanan İsrail Ordusu, Eşkol’de yani kendi kontrolündeki toprak parçasında pusuya düştü. İki askeri cipin imha edildiği saldırının ardından Kassam Tugayları’na bağlı güçler üslerine sorunsuz şekilde geri döndüler. Zikim Askeri Üssü’ne denizden çıkarma yapan Kassam Tugayları’na bağlı 5 Sualtı Taarruz Komandosu, üssün içerisinde yaptıkları feda eyleminde İsrail Askerleri ile saatler süren bir çatışma yaşadılar. Son dönemde yayınlanan videolardan anlaşıldığı kadarıyla bir İsrail tankını da imha ettikten sonra şehid düştüler. Daha önce denizden hiç hedef alınmayan İsrail Ordusu açısından bu saldırı ciddi bir travmaydı. Zira kırk kilometrelik sahiliyle Gazze, Kassam Tugayları’nın İsrail içlerine kadar sızabilmesi için imkan sağlıyordu.

Peş peşe gelen bu saldırılar aslında askeri bir sonuç alma stratejisinden ziyade doğrudan düşmana hata yaptırmayı ve kontrolünü kaybettirmeyi amaçlıyordu. Kassam Tugayları beklediği sonucu aldı ve 60962065 sicil numaralı Şaul Aaron, Tuffah Mahallesi’ndeki pusuda esir düştü. Esir haberi aslında Kassam Tugayları açısından başlı başına bir zaferdi çünkü Gazze direnişinin ana stratejisi esir alma üzerine kuruluydu. Elviye Birlikleri tarafından yine bir tünel operasyonuyla esir alınan Gilad Şalit hem İsrail’i psikolojik olarak ezmiş, hem İsrail’i müzakereler noktasında ciddi bir kamuoyu baskısına maruz bırakmış hem de Filistinli esirlerin kurtarılması noktasında, Gazze direnişine ciddi bir fırsat vermişti. Nitekim Şaul Aaron’un esir düşmesinin ardından dünya kamuoyu ciddi şekilde hareketlendi. Bir esir İsrail askeri için onlarca kınama mesajı gelirken binlerce sivil Filistinli için dünyanın medeni olduğunu öne süren kesiminden henüz bir ses yoktu. İsrail, askerinin esir düştüğünü duyurduktan sonra Tuffah’ı daha da ağır şekilde bombalamaya başlamıştı çünkü bir İsrail askerinin cesedi elbette canlısından daha değersizdi.

İşte şimdi, geçici bir ateşkesle Gazze sorununu unutturan ve seçimlere giden yolu kendisince Gazze tartışmasının dışında tutmaya çalışan İsrail, yeni hükümetiyle birlikte bu sorunla yüzleşmek zorunda. Zira Gazze kaynaklarından edindiğim bilgilere göre Kassam Tugayları’nın elinde 2’si sağ ve 12’si ölü olmak üzere toplam 14 İsrail askeri bulunuyor. Tam sayıyı Kassam Tugayları açıklamadığı sürece bilemeyeceğimiz kesin ancak bölgede çatışmaların şiddeti göz önüne alındığında rakamın abartılı olmadığını söyleyebiliriz.

Gilad Şalit’e karşılık 1.027 Filistinli esiri İsrail zindanlarından kurtaran Filistin direnişi ile henüz hiç masaya oturmayan İsrail’in yeni hükümeti, yeni’Gilad Şalit’lerle toplumu tanıştırmak zorunda kalacak. Gilad Şalit esirken sürekli propaganda aygıtlarını Şalit’in eve dönemeyeceğini söylemek üzere çalıştıran HAMAS da henüz esir politikasını kesinleştirmiş değil. Özellikle verilen sözlerin tutulmadığı ve ablukanın hala devam ettiği Gazze’nin yakında’esir’ kartını masaya koymayacağını söyleyebiliriz. Üstelik elindeki esirlere ciddi şekilde güvenen Filistin direnişi, ateşkes ile esirlerin bir ilgisi olmadığını ve ateşkesteki asıl kartının roketlerin ateşlenmemesi olduğunu beyan ediyor. Mahmud Zahhar’a göre ateşkes anlaşması kesinleştikten ve abluka kalktıktan sonra esir müzakereleri başlayabilir.

‘Yenilmez İsrail Ordusu’, 2014 yazındaki savaştan büyük bir yarayla çıktı. Öyle ki Kassam Tugayları’nın yıllardır ortalarda görünmeyen genel komutanı Muhammed Dayf, İsrail’i tamamen ortadan kaldıracak bir harekatın hazırlıklarından söz ettikten hemen sonra El Aksa televizyonu, Nahal Oz’a Kassam Tugayları komandolarının yaptığı bir baskının görüntülerini yayınladı. Bir İsrail işgal karakolunu, İsrail askeri elbiseleriyle basan Kassam komandolarının sağ salim üslerine döndüğü bu görüntülerden sonra belki de Yahudi yerleşimcilere sürekli verilen‘Güvendesiniz’ mesajı anlamını tümden kaybetti. Şimdi şunu sormalıyız: İsrail, ölü ya da sağ durumdaki esirlerini almak için hangi tavizleri vermek zorunda ya da verilecek hangi taviz Yahudi yerleşimcilerinin sarsılan güvenlik algısını onarabilir? Yahut İsrail askerleri bile üslerinde güvende değilken İsrail vatandaşları nasıl kendisini güvende hissedebilir?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.