Nusret Cephesi lideri ne söyledi, ne söylemedi?

Suriye’de Esed rejimine karşı direnişin başladığı dönemden bu yana belki de en çok tartışılan hareket Nusret Cephesi oldu. Son dönemde uluslararası basın nezdinde IŞİD daha popüler olsa da Suriye sahasının Esed’e karşı mücadele edilen bölümünde Nusret Cephesi’nin rolü, hem konunun tarafı olan ülkeler hem de Suriye’nin iç aktörleri nezdinde hep öncelikli başlıklar arasında yer aldı. Dün gece Al Jazeera’da birinci bölümü yayınlanan ve Nusret Cephesi liderinin verdiği’uzun metraj’lı röportaj, bir anlamda zaten uzun süredir tartışılan konuların birinci ağızdan’açıklığa kavuşturulması’ yönüyle önemliydi. Ancak röportajın tek önemli kısmı elbette bu değildi. Karşımızda ne söylediğini bilen, tavrı net ve pek çok soruya siyasi değil sarih cevaplar veren bir lider vardı ki bu aslında IŞİD’in kurulduğu dönemden bu yana devam eden IŞİD – Nusra geriliminin arka planına ışık tutuyor. Ebubekir Bağdadi’nin başını çektiğini dönemin Irak İslam Devleti yetkilileri ile kendine has bir duruşu olan Ebu Muhammed Colani’nin uyuşamadığını sadece bu röportaja bakarak söylemek mümkün.

Nusret Cephesi liderinin dün gece yaptığı konuşmada elbette pek çok dikkat çekici nokta vardı ancak belki de en önemli vurgusu Suriye Alevileri ile ilgiliydi. Suriye Alevilerinin savaşın tarafı olmaması gerektiğini açıkça vurgulayan Colani’nin rejimin’Alevi kimliğini ön plana çıkaran karakteri’ne vurgu yapması da ayrıca mühimdi. Türkiye’de belli kesimler elbette bu açıklamanın üzerine’Alevi katilleri’ narası atacaklar. Ne var ki Ebu Muhammed Colani aslında herkesin bildiği fakat kimsenin dillendiremediği bir gerçeği dillendirdi. Kırk beş yıldır devam eden Baas rejiminin’Alevi’ karakteri ile Suriye Aleviliği fazlasıyla iç içe. Bununla birlikte Nusret Cephesi’nin bu gerçeğe rağmen’Alevilere karşı değil bizi katledenlere karşı savaşıyoruz’ demesi ince bir stratejik mesaj. Hem Alevilerin hem de Aleviler üzerinden Suriye’yi ateş çemberine çeviren ülkelerin bu mesajı anlaması elzem. Zira bu noktadan sonra Suriye’de Alevi ve Sünnilerin bir arada yaşayabileceği bir toplumsal zemin kalmadı. Çünkü vakıa şu: Esed rejimi bir toplumsal tabana dayanarak bu katliamları gerçekleştirdi, gerçekleştiriyor.

Evet, rejimin kontrolündeki bölgelerde Suriyeli Aleviler ve Sünniler birlikte yaşıyorlar. Ancak bu birlikte yaşamı Tartuslu, Banyaslı ve Şamlı Sünnilere hiç bir baskı olmaksızın sorduğunuzda, potansiyel suçlu muamelesi gören, yıllardır rejimin’zenci’leri pozisyonunda kalan fakat hayatını idame ettirebilmek için bütün bunları sineye çeken insanlarla karşılaşıyorsunuz. Bu sosyolojik durumun ve kırk beş yıllık baskının elbette neticeleri olacaktı. Bugün kırk beş yıldır ekilen nefret tohumlarının filizlenmesinin suçlusu 2012 yılında kurulan Nusret Cephesi olmasa gerek.

Ebu Muhammed Colani’nin bir diğer mesajı ise muhacirlereydi. Nusret Cephesi’nin şiddetin ahlak haline gelmesine karşı geliştirdiği tepki ciddi bir ehemmiyet taşıyor. Zira yabancı savaşçıların bir süre sonra savaşın amaçlarından kopup savaşın kendisini amaç haline getirmelerinin bir neticesi olarak IŞİD doğdu. Bu çerçevede Colani’nin’Dinimiz merhamet üzerine kurulu. Biz şiddeti yol edinmiş değiliz. Kim bizimle savaşmaktan vazgeçerse biz de onunla savaşmayız’ demesi, aslında ahlaki düzlemde’savaş’ mefhumuna karşı geliştirilmiş mutedil bir yaklaşım.

Öte yandan Al Jazeera ekranlarına çıkma özgüvenini gösterip peşisıra Hristiyanara da Dürzilere de düşman olmadıklarını aksine kendi kontrollerindeki bölgelerde bütün toplum kesimlerini koruduklarını söyleyen bir’El Kaide lideri’ önümüzdeki dönemde pek çok dengeyi değiştirebilir. Özellikle bu röportaj Arapça dışındaki dillere çevrildiğinde pek çok insan şu soruyu soracak: Yıllardır’vahşi’ dediğimiz El Kaide bu mu? Bir iletişim stratejisi anlamında bu soruyu sordurabilmek, geçmişinde Batılı ülkelerde pek çok saldırı düzenlemiş bir örgüt için ciddi bir başarı sayılabilir.

Al Jazeera’da yayınlanan röportaj pek çok yönden tartışılabilir ancak “Tekfir alimlerin ve hakimlerin işi. Elimizde açık bir delil olmadan kimseyi tekfir edemeyiz” demesi anlaşıldığı kadarıyla Nusret Cephesi’nin genel görüşü. Maalesef sosyal medya başta olmak üzere Nusret Cephesi’ne kendisini nispet eden pek çok kişinin ve Suriye’de bulunan şahısların tavrı Colani’nin söylemiyle uyumlu değil. Özellikle’oy vermek şirktir’ cümlesinin mızrağın ucundaki Kur’an sayfaları gibi kullananların büyük kısmı kendi durduğu noktayı Nusret Cephesi’nin durduğu yer olarak lanse ediyor ki en azından bu yaygın farklılık tadil edilmeye ya da tavzih edilmeye muhtaç. Benzeri şekilde kendisini Nusret Cephesi ile aynı çizgide gösteren pek çok kişinin tasavvuf ehlinin tümünü tekfir edici mahiyette konuşabilmesi, mezhepler ve tabiileri ile ilgili oldukça sert beyanlarda bulunabilmesi, İhvan-ı Müslimin ve HAMAS başta olmak üzere benzeri çizgideki pek çok hareketi’tekfir etmeden silip atabilmesi’ de bu açıklamalarla çelişiyor.

Röportajın ikinci bölümü önümüzdeki hafta yayınlanacak ve açıkçası ikinci bölümü birincisine nispeten merakla bekliyorum. Çünkü Ebu Muhammed Colani’nin bu noktaya kadar çizdiği portre içerisinden çıktığı IŞİD çizgisinden daha çok mutedil direniş hareketlerine yakın. Eğer bu çizgi korunabilir ve Suriye’de müşterekler üzerinden yürünmeye devam edilirse Esed rejiminin ömrü uzun olmayacak gibi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.