İsrail ile barışmaya bu kadar hevesliyseniz…

Mavi Marmara’ya herkes bir anlam yüklüyor. Bir başka deyişle herkesin bir “Mavi Marmara”sı var. Ancak beş yıldır kesin bir şekilde kendi “Mavi Marmara”sının nasıl bir şey olduğunu tarif edemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Bir yandan İsrail’e ciddi tepki gösteren, diğer yandan ise katliamın sorumlularıyla ilgili kırmızı bülten kararını bir türlü işleme koymayan; bir yandan İsrail ile ilişkilerin artık asla eskisi gibi olamayacağını söyleyen, diğer yandan İsrail ile ilişkilerin düzelmesi için çaba gösteren bir iktidar. Siyasetin ve özellikle diplomasinin, medcezirlerle dolu bir akıl oyunları silsilesi olduğunu inkar etmiyorum fakat aslı makul bir şekilde anlatılmadığı sürece şüphe etmek hakkımız.

İşler karıştığına göre en başa dönelim. Bülent Arınç’ın, kaç Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının İsrail işgal ordusu tarafından katledildiği dahi belli değilken “Kimse bizden savaş açmamızı beklemesin” açıklamasından bu yana iktidarın Mavi Marmara’yı yük kabul eden bir tarafı var. Mavi Marmara gibi onurlu bir yükü üstlenmekle Mavi Marmara’nın özgül ağırlığının oluşturduğu uluslararası dengelerin arasına çıkamıyor olmak Türkiye’nin geleneksel dış politikasında ciddi bir kırılmaya yol açtı. Anlaşılan o ki Dışişleri bürokratları her krizde bir İsrail’e’danışma’ ihtiyacı hissediyorlar fakat Mavi Marmara’yı aşıp İsrail’e ulaşamıyorlar. Bir de işin Suriye tarafı var. Duyumlarıma göre Dışişleri ve Hükümet içerisinde, “Bu süreçte İsrail ile ilişkide olsaydık Suriye meselesinde daha rahat ederdik” diye düşünen bir klik bulunuyor. Neyse, işin bu tarafını ayrıca tartışmak lazım fakat bu kaygılı durum hükümeti ilginç adımlar atmaya itiyor.

Türkiye ile Mavi Marmara hiç olmamış gibi ilişki kurmak isteyen bir İsrail var ortada. İsrail’in asıl derdi ise Türkiye’yi, kendisini ilk tanıyan Müslüman ülke olduğu noktaya kadar geri çekebilmek eğer mümkün olursa. Bu, İsrail açısından oldukça rasyonel ve tutarlı bir hedef. Peki Türkiye hangi ali menfaatleri gereği İsrail ile uzlaşmak için bir müzakere sürecine giriyor?

Mavi Marmara’dan sonra Bülent Arınç’ın teslimiyet açıklamasını saymazsak, takdire şayan bir duruş sergileyen Türkiye’yi, Roma’da İsrail’in en tehlikeli isimlerinden birisiyle masaya oturmaya zorlayan nedir? Eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsrail’e karşı tavrı hala aynıyken buna rağmen bir refleks geliştiriliyorsa bu sadece hükümeti değil AK Parti’nin iç dengelerini de sarsar.

Ankara’daki kaynakları zorladığımızda ise karşımıza AK Partili herhangi bir isimden daha çok Dışişleri’nin ikinci adamı Feridun Sinirlioğlu çıkıyor. Palmer Paneli tuzağı dahil olmak üzere Türkiye’ye pek çok kez’yan bastıran’ Sinirlioğlu, sözkonusu toplantı sonrası Mavi Marmara katliamının aklanmaya çalışılmasına karşı herhangi bir ciddi tavır almadı. Halen bu rapor, uluslararası mahkemelerde İsrail’in temel dayanaklarından birisi.

Hakeza Sinirlioğlu’nun ismi, Dışişleri Bakanlığı’nın uluslararası mahkemelere iletmesi gereken bilgi ve belgelerin adreslerine ulaştırılmadığı ortaya çıktığında da başroldeydi. Her nasılsa Türkiye Cumhuriyeti’nin Mavi Marmara ile ilgili elindeki bilgi ve belgeler neredeyse tamamı basında yer alan bilgi ve belgelerdi. Israrla sorulduğunda ise Dışişleri Bakanlığı, “Elimizde olanların tümünü paylaştık” diyebiliyordu.

Eğer mesele, İsrail ile barışmak için Dışişleri Bakanlığı can-ı gönülden bir gayret içerisindeyken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın duruşu ve İHH İnsani Yardım Vakfı’na sahip çıkmasıysa bunu bilmek hakkımız. Açıkçası İsrail ile barışma iradesine sahip bir Dışişleri Bakanlığı, eğer “Yeni Türkiye” idealinin temsilcisi ise bir kıymık gibi sizi bu noktada rahatsız etmek namus borcumuzdur. Bu süreçte İHH’ya yapılan baskının onda biri İsrail’e ve İsrail’i koruyan uluslararası kurumlara yapılabilseydi fotoğraf çok daha farklı olabilirdi. Ne var ki uluslararası toplum Türkiye’nin Mavi Marmara konusunda İsrail’e gösterdiği tavrın o kadar da “gönülden” olmadığını anladı artık. Bu saatten sonra ne yapılsa biraz yarım, biraz eksik ve biraz saçma duracak.

Mavi Marmara ve Suriye meselesi dahil olmak üzere; devlet içerisindeki İran yanlısı ve İsrail sevdalısı bütün kesimlere karşı yegane savunma noktası, Erdoğan’ın net duruşu. Bu nokta mühim, çünkü Erdoğan’ın iradesi Türkiye Cumhuriyeti’nin kaynak kodlarında ciddi değişikliklere yol açtı. Artık Türkiye dediğimiz tarihsel gücün rotası mazlumlardan yana bir varış noktasına çevrilmiştir. Bu nedenle Türkiye’de hangi partiye oy verirse versin insanlar İsrail ile ciddi bir teması kabul etmeyecektir. Mazur görmeyecektir ve daha da açığı AK Parti dahi böylesi bir tavır alırsa halkı açıkça karşısında bulacaktır. Çünkü bu mesele “Size verilen parayı kabul edip çenenizi kapatın”diyebilen, ihaneti karakter haline getirmiş siyasilerin korkaklığı ile aşılabilecek bir mesele değil. Eğer inat ederseniz Mavi Marmara şehitlerinin kanı nasıl ayaklarınıza dolanacak, hepiniz göreceksiniz.

Artık Mavi Marmara; bu milletin ve bu ümmetin emanetidir. Bir gemiden çok daha fazlası, bir katliamdan çok daha büyüğüdür. Eğer MOSSAD’ın elini kolunu sallayarak operasyon yapabildiği eski Türkiye’ye dönmek için bu kadar hevesliyseniz Mavi Marmara’yı yok kabul edin ve en hafif tabiriyle ihanet en ağır tabiriyle alçaklık olan tavrınızı sürdürün. Bedeli Türkiye’nin mazlumların umudu olma niteliğini kaybetmesi dışında bir bedel olmayacaktır. Anlaşılan o bedeli ödemeye de dünden razısınız.

Bu yüzden dönün ve ne yaptığınıza bakın. Suriye’de eli kanlı bir katile canhıraş bir şekilde karşı çıkarken İsrail’in kendi vatandaşlarına kadar uzanan kanlı elini sıkmak için hala ısrarcı mısınız? O zaman dünyada mazlumların hamisi olma iddiasından temelli bir şekilde vazgeçmeyi de göze alıyorsanız, diplomatik girişimleriniz mübarek olsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.