Abdulkadir Salih’in gözleri

Abdulkadir Salih’in gözlerine uzun uzun bakardınız. Gözlerinde size hiç yabancı gelmeyen bir ışık görürdünüz sonra. Şeyh Ahmed Yasin’in Ebu Mustafa’yı anlatırken dolan gözleriydi Abdulkadir Salih’te gördüğünüz. Hattab’ın ümmete sitem ederken çakmak çakmak bakışıydı biraz. Yabancı değildi, evinizdendi. Ehlinizdendi.Bir kaldırımda otururken gördüğünüzde size Halep’i fetheden binlerce mücahidin komutanı gibi görünmezdi fakat tam olarak Mute’de üç bin arslanıyla Bizans Ordusu’na direnen Cafer-i Tayyar’ın (r.a.) bu çağa düşen gölgesiydi. Övmek için söylemiyorum; Müslümanların binlerce ve binlerce şehid verdiği bir çağda, gölgesine tutunabileceğiniz bütün komutanların birer birer Rabbine kavuştuğu bir zamanda; Abdulkadir Salih üzerimizdeki sekinet, ateşi yükseltilmiş bir savaşta bize verilmiş güvendi. Gidince sadece gölgemizi değil çok şeye güvenimizi de kaybettik.

Siyasal hesaplardan bağımsız, arı duru bir savaşın komutanıydı nitekim. Yorulurdu elbette fakat belli etmezdi. Giderken; hepimiz için bir hadisi şerh etti. Ebu Hureyre’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.s.) bir gün şöyle demişti: Kıyamet yaklaştığı zaman, sizden birinin tabaktan hurmanın iyisini seçmesi gibi, ölüm de ümmetin en en hayırlılarını seçer.

Biz; içimizden iyilerin seçildiğini çoklarıyla görmüştük fakat anladık ki bu hadis sadece bir durumu değil aynı zamanda halihazırda yaşadığımız dünyanın gerçekliğini de gözümüze sokan bir burhandır. Abdulkadir Salih’ten sonra Ebu Halid es Suri, daha sonra Hasan Abbud ve kırk altı arkadaşı birden aynı atlara binerek dünyamızı terk ettiğinde anladık, bizim tabaktan yemişin iyisini seçtiğimiz gibi seçilecek kadar iyi olmadığımızı.

Abdulkadir Salih çoğumuza tabaktan seçilmeye layık olmayan yemişler olduğumuzu da işaret ederek gitti.

Herkesin bildiklerini söylemeyeceğim.

Nerede doğduğundan daha önemliydi çünkü ne söylediği ve O, kendisine Beşar devrildikten sonra ne yapacağını soranlara “İşime, evime geri döneceğim” diye cevap veriyordu.

Eğer bir dava varsa budur. Kadere iman eden insanların attığı her adımdan altmış hamle sonrasını düşünmeyi iyi bir şey zannettiği dünyanın adamı olmayacak kadar hikmete esir idi. Halep’i fetheden komutanın savaştan sonra evine dönerek hayatına kaldığı yerden devam etmesi kadar büyük bir tokat atabilir miydi başkası bu ümmete?

O gitmeden evvel bu tokadı da attı ve Piyade Okulu’nda üzerine düşen bombalarla Rabbine kavuşmadan evvel aslında çoklarına uğruna yaşanılacak yahut ölünecek bir mesaj bıraktı: Bu ümmet üç yüz yıllık projelerini uygulamak için iş yapıyormuş gibi görünen cemaatlerin değil ölümü göze alarak yürüyenlerin sırtında yükseliyor.

Unutmadan Abdulkadir Salih’in gözleri Şeyh Ahmed Yasin’le, Hattab’la, Mücahid Şener’le ve Bilal Yaldızcı ile aynı renkti kanımca.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.