Reel politik imanın şartı mı?

Maalesef son dönemde İslamî hareketin muhalif / ıslah edici damarını tamamen yitirdiği ve iktidarın bütün uygulamalarını koşulsuz onaylayan bir karakter kazandığını müşahede ediyoruz. Öyle bir zamana geldik ki iktidarın bütün icraatlarını onaylamak; neredeyse Allah’a kul ve Muhammed’e (s.a.s.) ümmet olmanın gereği sayılacak. Bu durum; büyük bir akidevi kayma olduğu gibi aynı zamanda tarifsiz bir fikri sapma.

Sorduğunuzda dinin nasihat olduğunu söyleyen insanlar ve hayra çağırıp kötülükten nehyeden bir topluluğun ehemmiyetinden bahseden Müslümanlar; kendilerine nasihat edildiğinde olmadık komplo teorileri üzerinden hakikati itibarsızlaştırarak nefislerini temize çıkarmaya çalışıyorlar.

İktidarın yaptığı herhangi bir şeyin eleştirilmesine dahi katlanamayan bu kardeşlerimize göre; zaten bütün dünya bu iktidara karşıyken bizim de iktidarın yanlışlarını söylememiz, hele paralel yapı dahil iç mihraklar da Erdoğan karşıtı bir çalışma içerisindeyken “ihanet” sayılır.

Aynı anda hem Persler hem Romalılar hem de Afrika’da onlarca düşman grupla çarpışırken en yakınındakilerce hata ettiğinde ikaz edilebilen Halife Ömer’den (r.a.) daha büyük bir saldırı altında mıyız? En son İsrail ile ilişkilerin düzeltilmesi için yapılan görüşmelerde gördük bu açmazı. İsrail ile barış arayışı gibi bir zilleti, inanılmaz zekice bir reel politik / diplomatik hamle gibi sunmak gerçekten “Ben Müslümanlardanım” diyen bir kimse için tarifsiz bir çıkmaz sokak. Daha önce aynı tavrı IŞİD ile ilgisiz yaralı Müslümanlar Konya’da tutuklandığında da görmüştük. Türkmen Dağı’nda yaralanan Müslümanlar, sanki BAAS rejimi hakimiyetindeki bir memleketteymiş gibi yaralı halde gözaltına alındılar ve “AK Parti gençliğini İslamileştirme” iddiasındaki insanlardan dahi adil ve vicdanlı bir ses çıkmadı. Aksine paralı kalemlere “Devletin bir bildiği vardır”, “IŞİD değilse El Kaide’dir” tonlu iğrenç metinler yazdırdılar.

Bu yolun çıkmaz sokak olduğunu tam olarak bu nedenle söylüyoruz. Sorumluluktan kaçan, düşünmeyi ve sorgulamayı reddeden, Kur’an ve Sünneti reel politik kaygıların önüne koymayan bu insanlarla aynı gemideyiz. Tabi olduğumuz İslam dini bizim için siyasi görüşlerimizden daha önce gelmediği müddetçe İslam Ümmetinin kurtuluşunu beklemek hayalden öteye geçmeyecektir.

Belki kabul etmesi zor ama Allah Resulü (s.a.s.) ile bir ömür geçirmiş raşid halifeler dahi tashih edilmeyi tebaalarından talep ederken bugünün liderleri ikaz edilmekten, tashihten ve nasihatten müstağni olabilirler mi?

Ömer Çelik “İsrail ile dostuz” derken Kur’an’ın muhkem hükümlerine muhalefet ediyor ve siz de bunu tevile gayret ediyorsanız bu sadece dünyada değil mizan gününde de size ağır bir sorumluluk yükler. Gerçekten küçücük bir reel politik menfaat için bu kadar büyük bir risk alınabilir mi?

Allah katında “İsrail’in dostları” olarak tasnif ve tavsif edilmeye razı mısınız?

Eğer razı iseniz size söyleyecek söz kalmamış demektir. Sözüm size değil. Ancak razı değilseniz bu hadis ve ayetin muhatabı sizsiniz.

“Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder kötülükleri yasaklarsınız, ya da Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azab gönderir. Sonra Allah’a yalvarıp dua edersiniz ama duanız kabul edilmez.” Tirmizî, Fiten 9

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar, bir birlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” Tevbe Suresi 71.Ayet

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.