Tesettür mü yozlaştı Müslümanlar mı?

Haydarpaşa’da düzenlenen ve “tesettür” kavramı ile ilintilendirilen bir program üzerinden hep birlikte ayaklandık. Söylediklerimiz özetle şunlardı: Tesettür yozlaştırılıyor. Müslüman kadının örtüsü bağlamından koparılıyor. 28 Şubat’tan sonra başörtüsü özgür oldu ama başörtülü kızlarımızı kaybettik.

Peki mesele bundan mı ibaret? Tesettür mü yozlaştı yoksa Müslümanlar mı? Bir moda unsuru haline getirilen kıyafetler üzerinden mi tartışmalıydık yirmi yıllık hikayemizi?

Sokaklarda gördüğümüz ve eskiden beri dilimize pelesenk olmuş tabirle “başörtülü” ya da “tesettürlü” kızlarımızın hali üzerinden bu meseleyi tartışmak Müslüman erkekler açısından oldukça konforlu bir tercih. Müslüman kızlar sokakta şöyle yapıyor, tesettürleri böyle, hallerinden rahatsızız demenin konforuyla konuşmayı unuttuğumuz şu: Müslüman erkekler daha farklı bir halde mi? Müslüman erkekler takva abidesi fakat Müslüman kızlar mı İslami hassasiyetlerini kaybettiler? Her birimizin hangi noktaya gittiğini bildiği ne var ki konuşamadığı vakıa şu: Müslüman kızlar ve erkekler arasında flörtler olağanlaştı. Peki bu flört Müslüman kimliği taşıyan kızlardan ibaret tek taraflı bir fiil mi? Müslüman erkek bu işin masumu mu?

Konu her gündeme geldiğinde 28 Şubat sürecindeki başörtüsü direnişine referans vererek tesettürün o zaman ne kadar düzgün olduğunu anlatmak, bugün bir mana ifade etmese de bir hakikati ortaya koymak anlamında mühim. Peki 28 Şubat sürecinde sadece Müslüman kadınlar mı daha takvalıydı?

Bütün bu sorularla yüzleşmeden kolay yoldan hükme gitmek nefislerimize hoş geliyor. Gelin biraz da kendi nefsimize konuşalım.

Namazımız yozlaştı. Müslüman erkekler olarak ekseriyetle cemaatle namazdan uzağız. Namazlarımız sadece farz namazlarına endeksli artık. Farz namazlarımızı da bir sonraki namaz vaktine az bir süre kılmak maalesef pek çoğumuzun alışkanlığı haline geldi. Allah sabır ve namazla yardım dilememizi emrederken sabrımız köksüz ve namazımız eksik kaldı. Evlerimizi namaz kılınmayan, geceleri kıyamların süslemediği kabirler haline getirdik.

Cihadımız yozlaştı. Müslümanların zulme uğradığı böylesine karanlık ve zorlu bir çağda onbinlerce gencimiz mustazaf müminleri savunmak için cephelere koşmalıydı. Ancak koşamadık. Vehn hastalığı bünyelerimizi bir kanser hücresi gibi sarıyor. Cepheye gidemeyen Müslümanların dahi infaklarını mücahidlere gönderdiği günlerden mücahidlere gönderilen paranın mümkün olduğunca az tutulduğu günlere geldik.

Davetimiz yozlaştı. Binlerce derneğimiz, yüzlerce alimimiz var ancak sözümüzün topluma tesiri yok. Toplum her yönüyle tefessüh ederken kendi küçük dünyalarımızda mutluluk oyunlarıyla meşgul oluyoruz. Çocuklarımızı nasıl bir toplumun içerisine bırakacağımız endişesi taşımadan toplumdan kaçarak kendimize özel alanlar açma gayretindeyiz. Toplumu değiştiremediğimiz için sadece kendi çocuklarımızın gittiği okullar kurduk. Çocuklarımızı düzeltemediğimiz toplumla başbaşa bırakmamak için tonla para döküyoruz. Ne var ki en sonunda yine de istediğimiz neticeyi elde edemiyoruz. Çünkü hiçbirimiz köy köy gezerek, gençlerle birebir ilgilenerek, toplumun dertlerine derman olmaya çalışarak ideallerimizin dünyasını inşa etme gayretinde değiliz. Daveti unuttuk ve Allah bizi toplumun öznesi olmaktan çıkarıp modern kültürün nesnesi haline getirdi.

Ticaretimiz yozlaştı. Faizden en fazla kaçanlarımız kredi kartlarının ekstrelerini gününde ödeyenlerimiz. Sermaye finansmanımızın kaynağı büyük oranda bankalar. Toplumun takvalı gördükleri ise katılım bankaları iş yapanlar. “Katılım bankalarının hizmeti kusurlu yahu. Aynı parayı alıyorlar sonuçta ne uğraşacağım?” diyen tüccarlarımıza diyecek sözümüz dahi kalmadı. Helal bilincimizin tahrip edildiği ve şüpheli işleler iştigalimizin normalleştiği bir rızık temini artık büyük oranda endişe kavramına endeksli. Allah için harcama kaygımız olmadan daha çok kazanmak istiyoruz ve kaynağı şüpheli daha çok para elimize geçtikçe Müslümanların karakterinden daha da uzaklaşıyoruz.

Derneklerimiz yozlaştı. Toplumun kılcal damarlarına nüfuz eden hakikatli çalışmalar yerine profesyonellik merkezli işlere yöneldik. Kolay yoldan temin edilen gelirleri toplumu değiştirmek için kullanmak yerine kurumsallaşmak için harcadık. Gençleri kaybettik. Gençlerimizin bir kısmı kaybetmekten korktuğu imkanlardan ötürü sahici bir İslami mücadele yerine suya sabuna dokunmayan bir cemaat kimliğiyle yetinmeyi yeğledi. Kadın ve erkeklerin birlikte toplantılar yaptığı, olmaz dediğimiz hadiselerin yaşandığı dernekler ve yurtlarla anılır olduk.

Ailelerimiz yozlaştı. Müslüman toplumun temel taşı olarak gördüğümüz aile bilincinin yerini kadın ve erkeğin birbirinden koptuğu, herkesin biraz kendi hayatını yaşadığı, erkeğin akşam evine gitmek istemediği kadının kocasını karşılamaya erindiği yeni bir aile bilinci aldı. Her yıl eşyalarını yenilemek için çuval dolusu paralar döktüğümüz evlerimizde huzurlu değiliz.

Şimdi başa dönelim: Tesettür mü yozlaştı yoksa hep birlikte yozlaşırken birinciliği tesettüre mi verdik?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.