Biz uyurken düştü Türkmen Dağı!

Suriye Türkmenlerinin ana yurdu Türkmen Dağı artık Esed rejiminin elinde. Kasım 2015’te Rusya ve İran’ın devreye girmesiyle bölge tehdit edilmeye başlamış Türkiye’nin Türkmen Dağı’nı bombalayan Rus uçağını angajman kuralları çerçevesinde vurması ile birlikte mesele dünya kamuoyunun gündemine gelmişti. Aslında Humus Türkmenlerine ait topraklar 2013 yılında işgal eden ve bölgede bir demografik operasyon yapan rejimin Lazkiye’deki hamlesi en çok Türkiye’yi ilgilendiriyordu.

Türkmen Dağı Rusya ve Esed tarafından aylarca havadan bombalandı. Çılgınca gelebilir ama binlerce ton bomba gökten demir sağanaklar halinde küçücük bir kara parçasına yağdı. Karadan ise BAAS rejimi askerleri ile birlikte Lübnan, Afganistan, Irak ve İran’dan gelen Şii militanların hatta Türkiye’den gelen solcu şebbihaların saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Türkmen Dağı’ndaki direnişçiler, tam 8 ay boyunca kısıtlı insan kaynağı ve teçhizat ile dünyanın en büyük güçleri İran ve Rusya’ya kafa tuttular.

Allah bize orada bu kardeşlerimizi ziyaret etme, durumlarını yerinde görme fırsatı nasip etti. O zaman görüştüğüm tüm Türkmen mücahitler şunu söylüyordu: “Bu sadece bir bölge savunması değil. Türkiye’nin savunması Türkmen Dağı’ndan başlar. Biz burada Türkiye’yi kendi vatanımızla birlikte korumak için savaşıyoruz. Eğer Türkmen Dağı düşerse bilin ki savaş kısa sürede Türkiye topraklarına sıçrar. Suriye’de gerçekleşen bu savaş aslında Türkiye’de düşünülen büyük kaos ve savaş planının hazırlığıdır.”

Türkmenler böyle düşünürken maalesef Türkiye’deki iktidar ve bürokratlar olayı oradaki bir neferin okuduğu ferasetle okuyamadılar. Zaten konu Suriye olunca neyi okuyabildiler ki? Azez-Cerablus hattı olayı, PYD’nin Fırat’ın batısına geçerse kırmızı-(pembe) çizgimiz çıkışları, PYD üniformalı ABD li müttefikleri konuşmaya kalkarsak konumuzdan sapmış olacağımız için o konulara girmiyorum.

Biz döndükten sonra en alttan en üstte kadar siyasi ve yetkili tüm makamları orada olanlar, yapılan hatalar, dönen dolaplar konusunda uyardık. Allah şahittir bu konuda kalbim çok mutmain. Eğer bizim 8 ay önce söylediklerimizin yarısı uygulansaydı bugün Türkmen Dağı halen 1000 yıldır olduğu gibi Türkmen kardeşlerimizin elinde olacaktı.

Fakat siyasi iktidar olayın vahametini kavrayamadı. Ya da reel politik anlaşmalar neticesinde Türkmen Dağı’ndan vazgeçildi. Karar hangi zaruretle alınmış olursa olsun tarihi bir hata olarak kayıtlara geçecektir. Elbette niyetleri Allah bilir ama gelecek nesillere ve İslam Ümmeti’nin mücadelesi açısından bakıldığınd da bu karar bir ihanet potansiyelini bünyesinde barındırıyor.

Türkmen Dağı’nda yıllarca beş para etmeyecek, hiçbir duyarlılığa sahip olmayan, sadece ceplerini doldurmak ve makamlarını korumak için çalışan insanlara güvenen merciler de artık hakikatle yüzleştiler. Türkmen Meclisi’nin başına Mehmet Şandır gibi muhalif kimlikle uzaktan yakından alakası olmayan bir isim getirildi. Abdurrahman Mustafa ve Beşşar Molla gibi isimlerin Cenevre’ye götürülmesini de koyacak bir yer bulamıyorum.

Bölgede askeri olarak desteklenen gruplar bazı memurlarla birlikte bazı kirli işler çevirdiler. Maalesef bunlar gözden kaçırıldı ya da birileri tarafından gizlendi. Türkmen Dağı’nın stratejik konumu ve tarihi misyonu planlı bir şekilde unutturuldu. Bayırbucak bölgesinin geleceği maaşlı bürokratların ya da üç beş yeni yetme sosyal medya fenomeninin iki dudağı arasına bırakıldı. Birileri yıllar sonra bir kez daha ‘Aldatıldık, iyi niyetlerine inandık, safmışız’ diyecek lakin hiç biri bu vebalden kurtulamayacak. Devlet çıkarları, siyasi konjonktür, reel politik diyenler kaybetti. Bu vebale ortak olan bütün devlet yetkilileri elbette hesaba da ortak. 1000 yıldır Müslümanların hakimiyetinde olan, Osmanlı’nın tohumlarının atıldığı, nice büyük devletlerin kurulduğu Türkmen Dağı düştü ise elbette tarih onları da hak ettikleri sayfaya kaydedecek.

Tek suç siyasilerde mi? Elbette değil.

İslami kuruluşlarımız, Türkmen Dağı’nı kurtarmak için pirinç ve un götürme yarışına girdi. Gözlerimle gördüm Türkmen Dağı’nda verilen unlar, pirinçler adaletsiz bir şekilde bir iki gruba verildi. Boy boy fotoğraflar çekildi ünlü komutanlarla ve huzur içinde geri dönüldü. Onlar da depolarındaki bu malzemeleri ya çürütüp ziyan ettiler, ya da doğal olarak sattılar. Herkes götürdüğü tırların sayıları ile övünürken direnişçiler atacak mermisi kısıtlı olduğu için nöbet değiştiren kardeşinin şarjörünü alıyordu. Gidilen her bölgede kardeşlerinizin neye ihtiyacı olduğunu iyi analiz edip bir kerelik değil sürekli ve etkili, işe yarayacak yardımlar yapılması çok önemli.  Aksi halde ziyan olan, yanlış ellere giden yardımların da emanet edilen kişilere vebali büyük oluyor.

Diğer bir sorumlu kesim ise alimlerimiz. Ehli Sünnet alimleri maalesef Suriye cihadına gerekli desteği vermediler. Orada yaşanan katliamları görmezden geldiler. 5 yıldır süren ve tüm dünya müstekbirlerinin birleşerek Suriyeli Müslümanlara saldırdığı, anne karnındaki bebekleri bile katlettiği, Müslüman hanımları tasallut altına aldığı bu savaşı kardeş kavgası olarak görenler bile oldu.

Türkmenlerin içerisindeki hainleri ve dolandırıcıları da es geçmemek lazım. Türkmen Dağı’ndaki savaşı fırsat bilip il il gezerek kendisini komutan olarak tanıtanlar da savaşmadıkları cepheye gelip aldıkları para karşılığında “Türkmen Dağı düşmedi” diye videolar çekenler de cepheye gelmeyip arkalarını kollayanlar sayesinde silahlarla fotoğraf çektirenler de, Türkiye’de kendisini büyük komutan olarak gösterip milyon dolarları cebe indirilenler de Allah’a hesap verecek.

Bütün bunların yanı sıra bir avuç onurlu insan 8 ay boyunca tüm imkansızlıklara rağmen direndi. Yüze yakın şehit verdi. Bu şehitlerin bazılarını tanıma fırsatım oldu. O şehitler hiçbir siyasi hesap, dünya menfaati gütmeden ihlasla topraklarını, İslam beldelerini korumak için canlarını feda ettiler. Allah da onları akan mis kokulu kanları ile doğruladı. Sizlere selam olsun Ebu İshak, Ebu Burak, Muhammed Şireyki, Ebu Muhammed Amir, Ebu İbrahim ve daha nice isimleri bilenen ve bilinmeyen kardeşlerim. Siz kazandınız.

16.06.2016