Halep düşebilir ama biz daha düşmedik!

Halep, Suriye devriminin ilk yıllarında Abdulkadir Salih’in çabaları ve öngörüsü ile Müslümanların eline geçti. 2013 yılından bugüne kadar da Halep’in büyük kısmı Müslümanların elinde kaldı. Son süreçte de tüm imkansızlıklara rağmen dünyanın tüm müstekbirlerine karşı direndi.

Halep artık büyük ölçüde Esed rejiminin ve Şii militanların eline geçmiş durumda.

Yaklaşık 6 aydır kuşatma altında bulunan şehirde insanlar gıdadan, ilaçtan, insanca yaşamanın gereksinimlerinden uzak. Fakat buna rağmen teslim olmamanın onuruyla yaşadılar.

Sadece açlığa karşı da savaşmadılar. Rusya, İran, Esed, Lübnan Hizbullah, ABD ve irili ufaklı milis Şii gruplara karşı destansı bir direniş gösterdiler.

Müstekbirler tek bir cephe olup kardeşlerimize saldırırken maalesef bizler mustazaf kardeşlerimiz ile bir olamadık. Suriye’deki direnen gruplar ve dışardaki kardeşleri olarak ortaya çıkan bu durumun müsebbibi bizleriz. Amellerimizin eksikliği, dünya malına ve güce tamah edişimiz,  kardeşliğimizin eksik olması düşmana bu fırsatı ve cüreti verdi.

Maalesef Suriye tüm dünyanın satranç tahtası konumunda. Tüm devletler irili ufaklı çıkarları için Suriye halkını feda ediyor. Suriye halkının canını ucuz bir siyasi hamle aracı olarak görüyorlar.  Sizin bizim gibi ferdi Müslümanlar çabaladı, koşturdu fakat maalesef durumun bu raddeye gelmesine mani olamadık.

Hepimiz Allah’a hesap vereceğiz.  Ama devlet çıkarlarını Halepli çocukların kanlarından üstün tutanların, onların kanları üzerinden bölgesel çıkar peşinde koşanların hesabı çok daha çetin olacak.
Ben hala 4 – 5 sene önce yazdığım yerdeyim. Tüm devletlerin çıkarları Halepli bir çocuğun minik bedeninden, Halepli bir Müslüman kadının namusundan, Halepli bir gencin Allah yolunda akıttığı kandan daha değerli değildir.

Hiçbir Müslümanın Müslüman kardeşini müstekbirlerin ve zalimlerin insafına terk etme lüksü yoktur. Bizler ve tüm İslam alemi maalesef Halep halkını ve Şam ehlini şu ya da bu nedenle zalimlerin ve müstekbirlerin eline terk ettik.

Bir sitem de kendi yaşadığımız coğrafyanın yöneticilerine etmeden geçemeyeceğim. Elbette 15 Temmuz öncesi ve sonrası Türkiye’yi farklı değerlendirmek lazımdır, Elbette Suriye halkının acılarını dindirmek için elinizden gelen insani çabayı sarf ettiniz. Fakat 2014 yılında Fırat Kalkanı benzeri bir operasyon yapılabilseydi bugün Halep’te durum bu şekilde cereyan etmeyebilirdi. Bunu engelleyen bürokratlar Allah’a hesap verecekler. Bir de her ne şartta olursa olsun Suriye muhalefetine hava savunma sistemleri verilmemesi ise ayrı bir hata idi. Maalesef bir Rusya’nın bir ABD’nin kapısına gidip gidip duruyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz ki Suriye’den sonra sıra maalesef Türkiye’de. Sizleri de bu durumun idraki ile hareket etmeye ve hiçbir zalim gücün kapısına gitmeden İslam kardeşliği neyi gerektiriyorsa onu yapmaya davet ediyorum. Göreceksiniz ki Allah attığınız adımları daha bir bereketli kılacaktır.

Halep yarın ya da önümüzdeki hafta tamamen Esed’in eline geçebilir. Elbette bu hepimizi üzecek fakat asla umutsuzluğa düşürmesin. Allah’ın izni ve yardımıyla yeniden toparlanıp, amellerimizi düzeltip, kardeşliğimizi pekiştirip yeniden Halep’e, oradan da Şam’a yürüyeceğiz.  Dönemsel yenilgiler hiç birimizi umutsuzluğa sevk etmesin! Kendimizi toparlayıp, hatalarımızı onarıp yeniden mücadeleye devam edeceğiz. Orada tek kardeşimiz bile kalsa biz onların yanında olmaya devam edeceğiz. Bunu yaparken de herhangi bir çıkar veya hesap gütmeyecek, kardeşliğimizin ve imanımızın gereği olarak bunu yapmaya devam edeceğiz.

Şimdi başladığımız yerdeyiz! Daha sahih bir iman, daha sahih bir hedef ve temiz bir kalple haydi yeniden Bismillah…
28.11.2016