Kamusal-İdeolojik Baskılar Ve Tunus Gerçeği

Örtü, tarih boyunca kadın için iffetin, toplumlar içinse medeniyetin sembolü olmuştur. Tarih boyunca cahiliye üzere yaşayan toplumları “bilgi ve hikmet” toplumuna dönüştürmek üzere gönderilen elçiler, bağlılarına ve toplumlarına tesettürü emretmişler, teşhiri ise nehyetmişlerdir. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki, İslam’ın emrettiği örtü; toplumda bir “meta” olarak algılanan cahiliye kadınlarına saygınlık kazandırmış, kişiliğini ön plana çıkarmıştır.

Allah Resulü de Medine’ye geldiğinde toplum içerisinde cahiliye döneminden kalma bazı haller devam ediyor, kadınlar günahkâr erkekler tarafından rahatsız ediliyorlardı. Durum Hz. Muhammed (s.a.v.)’e şikâyet edilince Ahzab Suresi’nin 59. ayeti nazil oldu.

“Ey Peygamber; eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, cilbablarını üzerlerine sıkıca örtünsünler. Böylesi onların (iffetli olarak) tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri için daha elverişlidir.” (Ahzab Suresi, 59)

Nur Suresi 31. ayetin inmesi ile örtünmenin şekli tam olarak belirtilmiş ve konu daha kapsamlı şekilde ele alınmıştır. Bu ayetle birlikte tesettür, vahye teslim  ve Peygambere tabi olan Müslüman Kadınlar  açısından sınırları ve şartları açıklanmış bir farz haline gelmiştir. Söz konusu ayetin inişiyle birlikte Müslüman Kadınların kazandığı hassasiyetler için ayrıca konuyla ilgili kaynaklara bakılabilir.

Tarih boyunca İslam’a ve Müslümanlara karşı harp halinde olan insanlar, ideolojiler ve sistemler Müslüman kadının örtüsü ile uğraşmıştır. Kadını sadece cinsel obje olarak gören cahiliye düşüncesi günümüzde de rolünü oynamaktadır. Günümüz dünyasında da egemen tağuti güçler,  Kadını çağdaşlık maskesi altında fıtri özelliklerinden ve öz kimliğinden koparmaya çalışmaktadırlar.

Nitekim, İffet ve hayâ duygusundan uzak durmayı çağdaşlık olarak yorumlayan bu zevat, İslam’ın ve iffetin dışa vurumu ve Müslüman Kadının kimliğinin bir parçası olan örtüye karşı topluca saldırıya geçmiştir. 28 Şubat öncesinde başlayan ve bu süreçte de artarak devam eden başörtüsü yasağı sınırlar ötesine yayılmış içerisinde bulunduğumuz şu günlerde artık küresel bir boyut kazanmaya başlamıştır. Öyle ki bugüne kadar salt Batı taklitçisi olan Türkiye Cumhuriyet’i,  “Başörtüsü Yasakçılığı” hususunda Batılı Rejimlere örneklik teşkil etmiş, Türkiye tecrübesini ve başarısını (!) örnek alan bazı Batılı ülkeler yasağı kendi tebaa’larına tatbik etmeye başlamışlardır.

Üniversite kapılarında sürüklenen, okul önlerinde başlarından örtüleri çekilen Hanım kardeşlerimizin görüntüleri hafızalarımızda tazeliğini korurken dünyanın çeşitli ülkelerinde Müslüman kadınlara karşı yürütülen “Kamusal-İdeolojik” baskılar da gözlerimizden kaçmıyor.

Türkiye’den sonra Almanya, Hollanda, İngiltere, Fransa, Danimarka, Tunus, Azerbaycan, Tacikistan  gibi ülkelerde gündeme gelen başörtüsü saldırganlığı gitgide safların daha da netleşmesine neden olacağa benziyor.Geçtiğimiz günlerde, Tunus’ta, 1987’den bu yana Devlet Başkanı olan diktatör Zeynel Abidin Bin Ali’ nin Başörtülü Müslüman kadınlara uyguladığı terör medyaya yansıdı. Tabi Müslümanların kutsallarına saldırmaktan zevk alan, darbe destekçisi, banka hortumcusu malum medya odakları tarafından bu yasakçı zihniyet tam sayfa haberlerle övüldü.

Tunus hükümeti ile Müslümanlar arasında 1981 yılında başlayan gerginlik sonrasında zorba Tunus hükümeti Müslümanlara saldırıya geçmiş, birçok tutuklama, katliam ve sürgünler gerçekleştirmişti. 1969’da Müslümanların kendilerini ifade edebilmesi adına Raşid Gannuşi ile  Abdulfettah  Moro’nun öncülüğünde kurulan, eski adı İslami Yöneliş Hareketi, yeni adı ise İslami Diriliş Hareketi (NAHDA) olan cemaat,  Tunus topraklarında  İslam Dininin iyi anlaşılabilmesi adına etkili davet çalışmaları gerçekleştirdi. Kurulduğu ilk dönemlerde devlet başkanı Burgiba tarafından  faaliyetleri yakından gözlenen İslami Diriliş Hareketi  NAHDA, Zeynel Abidin Bin Ali nin 1987 yılında Burgiba ya karşı gerçekleştirdiği darbeden sonra Fransız güdümündeki Laik yönetim tarafından bir çok baskıya maruz kaldı. Müslümanların Cezayir de gerçekleştirmiş oldukları kıyamın etkisi ile Kuzey Afrika’da Müslümanların hakim olmasından çekinen Batı yanlısı Laik rejimler Müslümanlara karşı baskı ve şiddeti arttırırken Tunus, bu zulümlerin beşiği olmuştur.

Cemaatin genişlemesi ve davet çalışmalarının etkisini göstermesi sonucunda paniğe kapılan Tunus hükümeti, İslami Diriliş Hareketi mensupları ve ülkedeki duyarlı Müslümanlar arasından birçok kişiyi tutukladı. Özellikle İslam’ın ve Müslümanların en önemli değerlerinden birisi olan Başörtüsüne karşı adeta savaş ilan edildi. Başörtülü Müslüman kadınlar tutuklanarak cezaevlerine konuldu, akıl almaz işkencelerle ve tecavüz olaylarıyla korkutulmaya ve Başörtülerini çıkarmaya zorlandılar. Bazılarına eşlerinin yanında tecavüz edilirken bazılarının örtüleri tamamen çıkarılarak kameraya alındı ve bu görüntüler yayınlanacağı tehditleri ile bir daha başörtüsü takmamaları istendi. Bütün bu tutuklamalar ve baskılar sonucunda birçok Müslüman işkenceyle şehid edilirken, birçoğuna da ömür boyu hapis cezası verilmiştir.

İslami yayın yapan gazete ve dergilere kesinlikle müsaade etmeyen Zorba Tunus hükümeti İslami eserler satan yayın evlerini kapatmış bu yayın evlerinin sahiplerini ağır işkencelerden geçirmiştir. Diktatör Zeynel Abidin Bin Ali Laik ve Ateist düşünce mensubu medya, sivil toplum kuruluşları ve yayın evlerine büyük olanaklar sağlamıştır. Şu an Diktatör Zeynel Abidin, Tunus medyası tarafından hiçbir muhalif ses olmaksızın desteklenmektedir. Medya organları her fırsatta İslam’a ve Müslümanlara saldırmakta ve onları aşağılamaktadır.

Dışarıdan bakıldığında Tunus hükümetinin Radikal İslam diye adlandırılan İslami Diriliş Hareketi’ni hedef aldığı intibaı uyansa da, şiddet ve baskı politikasının asıl hedefi Tunus’taki “İslam” varlığıdır.

18 Şubat 2004‘te Beyaz Sarayda ABD başkanı Bush ile bir görüşme gerçekleştiren Diktatör Zeynel Abidin Bin Ali, Bush tarafından övülmüş, Ortadoğu da reformların uygulanmasında ve Teröre karşı en büyük destekçilerinden birinin Tunus yönetimi olduğunu belirtmişti.

Diktatör Zeynel Abidin Bin Ali Müslüman kadınların başörtüsünü sözde “Türban” olarak adlandırarak kamusal alanlarda yasaklarken gün geçtikçe kamusal alanın sınırlarını genişletti. Başörtülü kadınların en insani ihtiyaçları ve hakları olan hastanelere bile alınmasına müsaade etmeyen Zorba Tunus hükümetinin Medyaya yansıyan son icraatı ise Başörtülü olarak sokağa çıkan Feyza Rahim adlı Müslüman kadın gözaltına alınarak kendisine zorla bir daha başörtüsü takmayacağına dair bir belge imzalatılmak istenmesiydi.

Bu olayın akabinde İngiltere’de  yaşanan olaylara da değinmeden geçemeyeceğim.
İngiltere eski dışişleri bakanı Jack Straw‘ın “Müslüman kadınlar peçelerini çıkarsın” sözlerinden akabinde İngiltere de Müslümanlara yönelik saldırılar hız kazandı.
Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone’nun da Müslüman kadınların toplumla daha sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri için peçelerini çıkarmaları gerektiği yönünde açıklama yaparken, yerel yönetimlerden sorumlu bakan Phil Woolas, peçe takarak okula gelen 23 yaşındaki öğretmen yardımcısı Ayşe Azmi’ nin işten çıkarılması talimatını verdi.

Bu olaylara rağmen bütün dünyada ve Tunus’ta İslam’ın yükselişi devam etmektedir. Tunuslu birçok otoriteye göre bu baskılar insanların İslam’a sarılmasına neden olmuştur. Hak ile Batıl arasında vuku bulan büyük savaşta saflarımızın daha netleşmesine neden olan bütün bu olaylar bizlere kimlerden tarafa durmamız gerektiğini göstermektedir. Teröre karşı savaşta ya bizimlesiniz ya da teröristlerle diyerek insanları ve yönetimleri taraf olmaya mecbur eden ABD başkanı Bush ve onun yandaşlarına karşı olduğumuzu her platformda haykırıyoruz. Müslüman kadının örtüsü bu haykırışı sembolize etiği için zulümlere muhatap olmuş, İşbirlikçi rejimlerin hedefi haline gelmiştir.

Tüm dünyada egemen olan müstekbirler,  Müslüman kadına ve onun imanının, iffetinin sembolü olan örtüsüne saldırmayı kendisine görev edinmişken Müslümanların her platformda  İslami değerlerine sarılması ve bu değerleri savunması gerekmektedir.

Müslümanların örtünün ne anlama geldiğini, unuttuğu günümüzde müstekbirler bulundukları topraklarda ilk önce Müslüman kadının kimliğine neden saldırıyor sorusunun cevabını bir an düşünelim.  Yine bu sorunun cevabı ile ilintili olarak, tesettürün dejenere edilme çabalarını göz önüne alalım. Nasıl bir sonuçla karşılaşıyoruz? Müslüman Kadın için üstünde şüphe olmayan farz bir ibadet olan örtünme üzerinde oynanan oyunlar sadece “kamusal yasaklar” düzeyinde değildir. Maalesef tesettürün anlamı üzerinde oynanan oyunlar ve örtünün “modernleştirilmesi-modalaştırılması” gibi çabalar da bizim karşı karşıya bulunduğumuz büyük sorunlardan birisidir. “Tesettür Defileleri”, “İslami Sosyete” gibi İslami Hareketle ve tesettürün anlamıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir takım boyalı-süslü kavramlarla örtü zihinlerde yerleşmiş olan “Farz” ve “İbadet” sıfatlarından koparılmaya çalışılmaktadır.

Karşı karşıya bulunduğumuz bu çift yönlü sorunun çözümü için hepimizin üzerine düşen bir görev mutlaka var. Müslüman Kadının kimliğiyle toplumda yer bulması ve özgürlüğünü kazanabilmesi için mücadele etmek yükümlüğümüze şimdi bir de örtünmenin asıl anlamını topluma yeniden hatırlatma yükümlülüğü eklenmiştir. Müslüman Kadınlar evrensel istikbarın yasakçılığına muhatab olurken ve bu zihniyete karşı onurlarını müdafaa ederlerken biz de sorumluluklarımızı yeniden hatırlamalı ve 28 Şubat sonrası içinde bulunduğumuz “Fetret Devrini” bir şekilde aşmalıyız. Yoksa bu atalet ve suskunluk Müslümanlar için hayır getirmeyecek. Tunus örneğini unutmamamız temennisi ile.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.