Şimdi kim kazandı?

Kimin kazandığını anlamak için kimin oylandığına bakmak gerekir ki Türkiye’de seçim Cumhurbaşkanı Erdoğan ile’diğerleri’ arasında oldu. Herkesin 7 Haziran seçimlerinin ardından bittiğini düşündüğü Erdoğan ilginç bir siyaset mühendisliği hamlesiyle Türkiye’yi yeniden istediği noktaya çekti.Görünen o ki Erdoğan Türkiye’de siyaset yapmaya devam ettiği müddetçe herhangi bir başka ismin siyasi güç merkezi oluşturması olası değil. Bu nedenle 7 Haziran sonrası yaşanan olaylar silsilesi toplumun muhalif kanadı tarafından iyi okunmalı ve % 50’lik bir kesimin neden yeniden Erdoğan’ın etrafında kümelendiği sakince değerlendirilmelidir.

7 Haziran seçimlerinin ardından herkesin’Koalisyon olmalı’ bir düzlemde ortaya çıkıp’Yeniden seçim’ deme cesareti anlaşılmadıkça 1 Kasım seçimlerinin sonuçları anlaşılamaz. Cumhurbaşkanı’nın’Yeniden seçim’ diyerek riskin büyük kısmını üstlendiği bir atmosferde başka hiçbir siyasi güç benzeri bir cesaret gösteremedi. HDP, uluslararası güçlere açıkça taşeronluk yapan, Irak – Suriye – Türkiye – İran ekseninde tamamen Erdoğan karşıtı blokla hareket eden PKK’nın şiddeti tırmandırma siyasetine selam durdu. CHP, blok siyaseti üzerinden değerlendirdiği yeni siyasi görüntüyü kalıcı zannederek oldukça uçuk bir koalisyon arayışına girdi. MHP ise Türkiye’de’blok siyaseti’ üzerinden kurgulanan yeni siyasi denkleme karşı AK Parti ile aynı blokta yer almayarak siyasi netice alma yolu aradı.

Bu fotoğrafı Türkiye’de sadece Erdoğan’ın okuması bugün AK Parti’nin seçim zaferinin ana amili.

Ancak bu noktadan sonra Türkiye’yi Erdoğan’ın vizyonunda farklı kodlarla dizayn etmek isteyen AK Parti içi güçler de doğru bir değerlendirme yapmalı.

Öncelikle AK Parti’ye oy veren seçmen, İsrail ile ilişkilerin iyileştirilmesine değil Türkiye’nin bağımsız bir güç olarak var olma çabasına oy verdi. Bu çerçevede Türkiye hızla birkaç adımı atmalı.
– ABD’den bağımsız ve güçlü bir Suriye politikası oluşturulmalı. Türkiye artık Suriye’de ABD’nin cici çocuk muamelesi yaptığı çeteleri değil Suriye devrimini bugüne taşıyan mücahidleri desteklemelidir.

– Mavi Marmara, bu milletin en güçlü değeridir. Mavi Marmara’ya dokunan ve Mavi Marmara şehitlerinin ahını alan odakların ne hale geldiği Gülen Örgütü’ne bakılarak anlaşılabilir. Bu nedenle Türkiye, dış politikasının ve özellikle İsrail politikasının merkezine Mavi Marmara’nın haklılığını koymalıdır.

– İran’ın Suriye başta olmak üzere bütün Müslüman topraklarda bir virüs haline gelen yapılanmasına karşı Türkiye güçlü bir tavır geliştirmelidir.

– PKK ile mücadele gerçekçi bir şekilde devam ettirilmeli ve askeri olarak PKK’nın Türkiye içerisindeki bütün yapılanması bitirilmelidir. Bu çerçevede PKK ile Kürt taban birbirinden ayrıştırılmalı ve maneviyat temelli politikalara ağırlık verilmelidir.

– Toplumsal gerginliği daha fazla yükseltmeden PKK, Paralel Yapı ve benzeri’iç mihrak’ görevi üstlenen güç odaklarıyla mücadele sürmeli hatta bu mücadele artık çok yönlü bir devlet politikası haline getirilmeli.

***

“Şimdi kim kazandı?” sorusuna verilen yanıt sadece maddi noktalara nispetle verilmemeli. Seçimden sonra elbette AK Parti seçmeni sevinmeli ancak son bir senede nelerin yanlış yapıldığını da iyi analiz etmeli. Nitekim sevinirken izzetini muhafaza etmeli ve Türkiye’nin serüveninin bir seçimden ibaret olmadığını idrak etmelidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.