Halep’te kim kazanıyor kim kaybediyor?

2012 yılında Allah kendisine rahmet etsin Şehid Abdulkadir Salih’in olağanüstü gayretiyle kısa sürede büyük kısmı Müslümanların kontrolüne geçen Halep, bugün Müslümanların savunmada olduğu ve çok yönlü saldırılara karşı direnmekte zorlandığı bir savaş bölgesi artık.

Sosyal ve ekonomik yaşamın büyük oranda yok olduğu Halep, rejim açısından hem psikolojik, hem siyasi hem de askeri olarak oldukça kritik bir konumda.

Psikolojik olarak kritik; çünkü Halep’te Suriye Ordusu’nun ezilmesinin ardından 2013 yılının ortalarına kadar rejim kendisini toparlayamamış ve çok büyük alanlar kaybetmişti. Safira’yı dahi kaybeden Suriye Ordusu eğer Halep’te ilerleyemeseydi savaş motivasyonunu büyük oranda kaybedecekti.

Siyasi olarak kritik çünkü Halep, Suriye açısından İstanbul’un Türkiye’deki pozisyonuna yakın bir anlama sahip. Başkent olmasa da ülkedeki siyasi dengeler açısından ağırlığı başkentten fazla. Tam olarak bu nedenle Suriye merkezli bütün hareketler Halep’in bir köşesini tutmak istiyor; çünkü Halep’te söz sahibi olan Suriye’de söz sahibi olur. Bu nedenle PYD kentin kuzeybatısındaki Afrin’i, IŞİD Halep’in doğusunu, muhalifler ise kuzey ve batının bir kısmını kontrol etme gayretinde. Buna karşın İran da PYD ve IŞİD’e dokunmadan öncelikli olarak muhalif bölgeye hâkim olmak ve kent merkezini kendisi açısından emniyete almak istiyor. Öte yandan kent askeri açıdan da ciddi bir ehemmiyete sahip. Ülkenin kuzeyinde bulunan muhalif bölgelerinin kalbi konumundaki Halep, muhaliflere gelen lojistiğin iki ana merkezinden birisi.

Şurası kesin ki bu fotoğraf doğru anlaşılmadan Halep’teki savaşı ve krizi doğru yönetmek imkansız. Bu nedenle blok halinde hareket eden Rusya – İran bloğunun parçalı hareket eden Esed karşıtı bloklara üstün gelmesi bu farkındalıkla ilgili. Esed karşıtlarına göre çok daha kararlı bir savaş yürüten Rusya merkezli ittifak; bir anlamda ABD’nin Irak’ta güttüğü savaş politikasına benzer bir acımasızlıkla hareket ediyor.

Sivilleri doğrudan savaşın doğal hedefi olarak gören Rusya’nın bu terörizm denilebilecek savaş yönetimi, muhaliflere ciddi zarar verdi. Çok sayıda muhalif örgütü fiilen savaştan düşüren bu hamle, aynı zamanda İran idaresindeki milislere ciddi bir konvansiyonel üstünlük kazandırdı.

Haliyle bu fotoğrafı bütün olarak değerlendirdiğimizde aslında savaşın sebepler dairesinde muhaliflerin kazanamayacağı bir noktaya kaydığını söylemek mümkün. Zira taarruz temelli muhalif askeri stratejisi, Rus uçaklarının gücü karşısında ezildi. Tam beş yıldır Suriye’de büyük kısmı sivilleri hedef alan hava saldırılarına karşı uçuşa yasak bölge ilan edilmemesinin aslında neyi hedeflediği de bence ortaya çıkmış oldu. Görünürde Rusya’ya karşı tutum sergileyen NATO’nun esasen Suriye’de Müslümanları ezecek bir siyaset kurguladığı da oldukça görünür oldu.

Bu şartlar altında, muhaliflere konvansiyonel bir destek sağlanmaksızın Lazkiye ve Halep’te demirden orduların durdurulması olağan görünmüyor. Uzun menzilli toplar, çoklu roket sistemleri, uçaklar, balistik füzeleri ve seyir füzelerine karşı bedenlerle yürütülen savaş artık son raddede. Bu şekilde bir savaşın bir noktaya kadar yürütülebilir olduğunu hesaba katmadan sadece muhaliflere “Direnin” çağrısı yapmak ancak romantizm.

İyi düşünmek gerek; sadece Rityan’a bir saatte 162 uçak füzesi ve 400 roket düşmüşken, bunu izleyenler kime ne söyleyebilirler?

Herkes iyi hesap yapmalı; Çünkü Halep ve Cisr Eş Şuğur düştüğünde, düşen sadece Suriye Devrimi olmayacak.
09.02.2016  TİME TURK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.